|
TEKNOLOJİNİN BENDEN ALDIKLARI…
|
11 Aralık 2008 Perşembe
Saat:
21:33 |
|
- Sen ne kadar şeker topladın? Bak benim poşetim doldu bile !! .......... -Şu evde para veriyorlar oraya gittiniz mi siz?............ -Üst katta ki abla mendil verdi bize bakın!!!!............ -Ya beni de bekleyin hemen şu apartmanı dolaşayım geleyim beraber gezelim!!!......... - Şu çikolatalı şekeri hangi evden aldınız ben oraya gitmedim!!!!!!.......... Yukarı da geçen diyalogları 25 li yaşların üzerinde ki herkes hatırlar sanırım.
Hem de aaahh ahhh içtenliğiyle hatırlar hem de gözler çok uzaklara dalarak hatırlar hem de bizim zamanımızda böyle uzak mıydı ? İnsanlar birbirinden serzenişiyle hem de o zamana ait tatlı gülümsemelerle hatırlar... Çok uzaklarda değil aslında daha benim çocukluğum zamanında heyecanlı ve mutlu çocuk grupları dolaşırlardı bayramın ilk gününün ilk saatlerinden itibaren tüm mahalleyi tüm evleri belirli bir düzen içinde. Hangi grubun hangi sokağa hangi sırayla gireceği belirliydi yazılı olmayan kurallar çerçevesinde.Büyük çocuklar kardeşlerinin ellerinden tutarlardı.Kapı çalınır evin büyüğü kapıya çıkar çocuklar sırayla elinden öper iyi bayramlar dilerdi büyüklerine.Evin büyüğü de ağzına kadar tıka basa dolu şekerliği uzatırdı çocukların ortasına doğru hiç düşünmeden.Çocuklar birer ikişer alırlardı o şekerlerden ve yanlarında bulunan poşete atarlardı.Belki bir belki bir kaç defa dolardı o şeker poşeti.O kadar çok gezilir o kadar çok aile büyüğünün eli öpülürdü yani.Çoğunun kim olduğunu hatta çoğunun ismini bile bilmezdi çocuklar.Ama o gün bayramdı ve bayramda büyüklerin elleri öpülürdü... Geçen gün bir arkadaşımın yeğeninin sorduğu bir soru ile irkildim.15 yaşında bir delikanlıydı Metin.Televizyonlarının kumandası bozulmuştu ve muhabbet sırasında kumandasız televizyon izlemenin çok zor olduğundan bahsetti.Arkadaşım da yeğenine bizim zamanımız da kumanda diye bir şey yoktu diye cevap verince Metin: - Televizyonlar önceden kumandasız mıydı ? diye soru verdi...O an irkildim.Bedenimde ki bütün kılcal damarlara yüreğimde ki bütün duygusal noktalara kadar irkildim.Çocukluğumdan itibaren bütün yaşadıklarım geçti sırayla gözümün önünden yüreğimin içinden... 4 - 5 yaşlarındaydım.Televizyon daha yeni gelmişti bizim mahalleye.Koskoca mahalle de sadece bir arkadaşımın evinde vardı.Daha önceden annemle ev oturmalarına giderdik sürekli ama artık televizyon izlemek için ev oturmalarına gider olduk.Televizyon tek kanallı ve siyah beyazdı.Sadece o kadarını hatırlıyorum ilk izlediğim televizyona dair.Daha sonra renkli televizyon çıktı ve 2. kanal geldi sosyalleşmeden yavaş yavaş kesilmeye başlayan sosyal hayatımıza...Televizyona gelen renk aslında hayatımızdan alıyormuş o rengi farkına varamadık varamıyoruz da hala.Tabi kumandalı televizyon çok çok sonraları girdi hayatımıza...Bizim elimize televizyonun kanallarını kontrol eden bir cihaz geçtiğinde aslında aynısından da televizyonun elinde olduğunu anlayamadık.Tek farkla biz onun kanallarını kontrol ediyorduk o ise bizim hayatımızı.Televizyonu çok sevdik eş dost aile sohbetlerimizi azalttığını bilemeden... Mektuplar yazılırdı uzaklarda ki akrabalarımıza onu hatırladım sonra.Giresun'da ki dedeme sürekli mektup yazardı annem ve mektuba da her seferinde benim ve kardeşimin elini çizerdi. -'' Babacığım bunlar torunlarının eli bu kadar büyüdüler işte'' yazardı her bir elin içine kimin eli olduğunu yazdıktan sonra.Dedemle ilk tanışmam o mektuplarla oldu benim.Daha dedemi görmeden dedem benim elimin resmini görüyordu ve kim bilir belki de ben onun elini öpemeden o hasretle benim elimin resmini öpüyordu. Sonra telefon girdi hayatımıza.Gerçi güzeldi telefon.Dedemin sesini duyabiliyordum çünkü.İyi olmuştu artık uzaklarda ki akrabalar biraz daha yaklaşmıştı bize.Fakat yazının sıcaklığı kaybolmaya başladı.Beyaz sayfalar üzerine döşenmiş kelimeler taşınmaz olmaya başladı zarfların içinde.Mektuplar gitmez oldu artık.Dedem ne kadar büyüdüğümü sesimden tahmin etmeye çalışıyordu sadece.Bayram tebrikleri kartpostallar yavaş yavaş evlerden uzaklaşmaya başladı telefonun gelmesiyle.Telefonu çok sevdik yazıdan yazmaktan uzaklaştığımızın farkına varamadan. Ortaokul yıllarında arkadaşlarımla birlikte kütüphanelere giderdik.Raflar dolusu kitaplar ansiklopediler romanlar hikayeler içine dalardık aradığımızın ne olduğunu bilmeden.Bazen dönem ödevini araştırmak için bazen oturup birlikte kitap okumak için bazen sırf kitapların arasında dolaşmak için.Bizim için güzel bir eğlenceydi aslında kütüphaneler.Telefonun gelişinin bu eğlenceyi bizden ayırabilme ihtimali aklımıza gelmiyordu hiç.Gazetelerin amansız bir şekilde ansiklopedi dağıtmaya başladığı günlerde internet denilen şeyle karşılaştık.Bilgiye ulaşmak artık çok daha kolay olacaktı.Odalar dolusu kitap sadece bir masanın üzerinde duran televizyondan bile küçük bilgisayardaydı artık.İnterneti de çok sevdik kütüphaneleri yalnızlığa terk ettiğimizi göremeden... Sonra cep telefonları çıktı karşımıza tam ihtiyacımız olduğu anda.Çünkü artık hayat hızlanmıştı ve insanlara ulaşmak daha kolay olmalıydı...Hepimizin cebine girmişti ve hepimiz artık istenildiği an ve zamanda rahatsız edilmeye mahkumduk.Cep telefonunu kapatamazdık zira ya çok önemli bir şey olurda bize ulaşamazlarsa eyvah eyvah...Herkesi istenildiği anda ulaşılabilir yapan bu alet fark ettirmeden görüşmeleri ikili muhabbetleri de azaltmıştı aynı zamanda.Aklımıza birisi geldiğinde çağrı yapıyorduk yeterli oluyordu bu her şey için.Cep telefonunu çok sevdik cebimizde paylaşmak üzere taşıdığımız duygularla yer değiştirdiğini bilemeden. Dedim ya hayat hızlanmıştı artık.Zaman çok önemliydi.Öyle uzun uzun mektup yazmaya ya da arayıp konuşmalara lafı uzatmaya falan vaktimiz yoktu asla.Mektupların yerini e-mailler aldı.E-mailler de toplu halde yollanmaya başlandı.Tek tuşla binlerce insana aynı şeyi göndermek varken ve hazırda da çok güzel desenli desenli, müzikli müzikli bayram mailleri varken ne gerek vardı ki kendi yüreğinden çıkmış duyguları değer verdiğin arkadaşına yazıp göndermeye.Bir tane forward dosyası bulunuyordu en güzellerinden, adres satırına aralara virgül koyularak mail adresleri kopyala yapıştır ile ekleniyordu kime neyi gönderdiğini tam düşünmeden sonra tek tuşla onlarca arkadaşının bayramını hiçbirisini diğerinden ayırmadan sana ait olmayan senin yüreğinden çıkmamış kelimelerle kutlayıp rahatlıyordun. Ya da cep telefonunla mesaj gönderiyordun tüm sevdiklerine.Zamansızlık burada da amansız şekilde peşinde tabi.Uzatamadan kelimeleri kısacık kısacık amaca yönelik cümleler kuruyordun cep telefonu Türkçesi ile SLM . NSLSN . İİ BAYRAMLR . KİB :) Her şeyi anlatmaya bayram coşkusunu paylaşmaya ya da yüreğini yansıtmana yetiyordu bu cümle.Bayram birlik beraberlik ve paylaşmak demekti sen de paylaşmıştın bütün duygusallığınla.Ya da sonu olsun ile biten 7-8 cümleli mesajlardan ( DOĞAN GÜNEŞ SENİN OLSUN ÜZÜNTÜ YILDIZLAR KADAR UZAK OLSUN 1-0 OLSUN BİZİM OLSUN ALAN VEREN GAVUR OLSUN BAYRAMIN KUTLU OLSUN GİBİ ) sana gelmişti ve çok sevmiştin o mesajı mutlaka bu bayramda o mesajla kutlamalıydın tüm sevdiklerinin bayramını.Güzel bir mesajdı çünkü.Kimin ağzından kimin için çıktığını bilmediğin bu mesajla sevdiklerinin bayramını kutlamakta en ufak bir sakınca yoktu senin için..... Aslında daha çok yazabilirim.Ama toparlamak istiyorum artık.Malum hayat hızlı okumaya vaktiniz yok sizin olsa bile benim uzatmaya vaktim yok...!!!............... Sokaklarda ki bayram çocuklarını kaybetmiş olabiliriz, kütüphanelerimizi ev oturmalarımızı kaybetmiş olabiliriz, mektup ve kartpostallarımızı yazının sıcaklığını kaybetmiş olabiliriz, dostluk arkadaşlık ve akrabalık bağlarımızı neredeyse koparma safhasına gelmiş olabiliriz ama en azından şu aşamada paylaşımlarımıza biraz daha dikkat edelim olmaz mı??? Mesela başkasının su içtiği bardaktan su içmemeye hijyen sebebi ile dikkat ettiğimizi düşünecek olursak gelin ne yapalım biliyor musunuz? . Duygusallığımızı insanlığımızı paylaşımlarımızı yine hijyen sebebi ile başkalarının ağzından çıkan kelimelerle değil de kendi ağzımızdan yüreğimizden çıkan kelimelerle yapalım ne dersiniz. Amacım kimseye akıl vermek değil yanlış anlaşılmasın sadece aklıma gelenleri yazının sıcaklığı ile sizlere ulaştırmayı istedim hepsi o. HEPNZE İİ BAYRMLR.K.İ.B. :)))
Onur ÇUBUK
|
 |
 |
|